« Önceki | Sonraki »

23/10/2009

Fatiha Suresi'nde bulunan ince sırlar

Mehmet PAKSU yazdı...

Yüzlerce sır ve şifre taşıyan faziletli bir duadır.

Asıl sırlar ve şifreler kul ile Allah arasında mevcuttur.

Peygamberimiz (S.A.V) bir hadiste bu önemli gerçeği şöyle anlatıyor:

"Allahu Teâlâ buyurdu ki: Ben namaz suresi olan Fatiha'yı kendimle kulum arasında yarı yarıya paylaştırdım. Yarısı Benim, yarısı da kuluma aittir. Bu vesile ile kulum bütün istediklerine kavuşacaktır.

Kul, 'Elhamdü lillahi Rabbi'l-âlemîn' (Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Bana hamdetti' buyurur.

Kul, 'Er-Rahmâni'r-Rahîm' (O Rahman'dır, Rahîm'dir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni methetti' buyurur.

Kul, 'Mâliki yevmiddîn' (Din Gününün Sahibidir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni tazim etti, işlerini Bana havale etti' buyurur.

Kul, 'İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn' (Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım isteriz) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumla kendi aramdadır ve kulumun dilediği de onundur' buyurur.

Kul, 'İhdine's-sırâta'l-müstekîme sırâtallezîne en'amte aleyhim ğayri'l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn' (Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Gazabına uğramış yahut sapmış olanların yoluna değil) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumundur ve kulumun istediği de onun hakkıdır' buyurur."

***

Kur'ân'ın en faziletli suresi Fatiha olduğu gibi, en faziletli âyeti de yine Fatiha'nın bir âyetidir.

Fatiha, sevabı bakımından İhlas Suresi gibi Kur'ân'ın üçte birine denk geliyor:

İbn Abbas'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) bu hususu şöyle dile getirmiştir:

"Fatiha sevap bakımından Kur'ân'ın üçte birine denktir."

Bir işe başlarken Bismillah denmesi gerektiği gibi, Fatiha okunması da tavsiye ediliyor.

Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Hayırlı bir Elhamdülillah ile başlamazsa sonu kısıktır, bereketsizdir."

***

Fatiha'yı okuduktan sonra "Veleddâllîn" deyince hemen arkasından "Amin" demek sünnettir. "Amin"in önemini ve Allah katındaki yerini Peygamberimiz'den (a.s.m.) öğreniyoruz.

"Amin, mü'min kullarının diliyle Rabbülâlemin'in mührüdür."

Fatiha muhtevası ve manası, zenginliği ve içinde barındırdığı derinlik itibarıyla da bambaşka bir güzelliğe sahiptir.

İmam Buhârî'nin rivayetine göre, Hasan Basrî bu konuda şöyle diyor:

"Allah bütün semavî kitapların ilmini Kur'ân'da; Kur'ân'da mevcut olan ilimleri de Fatiha Suresi'nde toplamıştır. Fatiha'nın tefsirini öğrenen bütün semavî kitapların tefsirini öğrenmiş gibi olur."

***

Fatiha maddi ve manevi her derde deva, her hastalığa şifa ve her sıkıntıya ilaçtır.

Abdülmelik bin Umeyr'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m.) bu hakikati şu sözleriyle dile getirmiştir.

"Fatiha Suresi her derde devadır."

"Fatiha bütün dertlere karşı şifadır."

"Fatiha Suresi, zehirden kurtulmak için bir şifadır."

Fatiha nazara, göz değmesine karşı da bir şifa kaynağıdır.

İmran bin Husayn'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Fatiha'yı ve Ayete'l-Kürsi'yi bir kul okursa, o gün ona insan ve cin nazarı değmez."

13/10/2009

NAMAZ

Bir lise öğrencisi, kız arkadaşıyla birlikte tren yolunda yürürken geçirdiği kaza sonucu ölmüş.

Ölen, bir köy çocuğu herhalde.

Cenazesini köye götürmüşler.

Çocuğun okuduğu okulun müdürü de cenazeye gitmiş.

Müdür, din öğretmenliği de yapan bir İmam Hatip mezunu.

Caminin imamı bir nezaket göstermiş, “öğrencinizin namazını kıldırmak ister misiniz hocam” demiş.

Müdürün kendisi “ben kıldırayım” diye teklif etmiş de olabilir, öyleyse benim için daha da makbul.

Neticede müdür, öğrencisinin namazını kıldırmış.

Bu haber beni çok etkiledi.

Müdürün öğrencisinin cenazesine gitmesi, onun namazını kıldırması, onunla kendi itikadınca vedalaşması, onu son yolculuğunda yalnız bırakmadığı gibi o yolculuğun eşiğinde o çocuğun elini son kez “manevi bir dünyada” tutması çok insani geldi bana.

Öğretmenler, öğrencilerini böyle sevmeli diye düşündüm.

Son ana kadar yanlarında olmalı.

Aslında, öğrenciler öğretmenlerini yolcu eder ama bu sefer tersi olmuş, bir kaza, bir talihsizlik “sırayı” bozmuş.

Ve, öğretmen, genç öğrencisi için “helallik” istemiş.

Bu davranışın, o çocuğun ailesine de bir nebze olsun bir teselli vermekte çok faydalı olduğunu düşündüm, sanki çocukları başka bir âlemde yalnız kalmayacakmış, öğretmeni orada da ona yol gösterecekmiş gibi hissetmişlerdir diye geçti aklımdan.

Peki, sonra ne olmuş?

Öğrencisini “yalnız bırakmayan” öğretmeni kutlamışlar mı?

Hayır.

Kaymakam, o müdür hakkında soruşturma açmış.

Gayet de tuhaf bir nedeni var kaymakamın, “müdür mesai saatlerinde” kıldırmış namazı.

Cenaze namazını “mesai saatlerine” göre ayarlayan bir din mi var yeryüzünde, cenazeyi mesai saatine nasıl denk getireceksiniz?

Tabii “mesai saatleri” bir kılıf, asıl namaz kıldırmasına kızmış belli ki kaymakam.

Bir “öğretmen” nasıl namaz kıldırır, diye düşünmüş herhalde.

Bırakın kıldırsın, ne zararı var bunun, tam aksine böyle davranışlar insanların içini rahatlatır, onlara en acılı zamanlarında bile bir huzur verir.

Bizim devletin bu “din korkusu” hastalık düzeyinde, toplumun bir kesimi de bu korkuyu paylaşıyor.

Her dinî davranışta bir “şeriat geliyor” paniği yaşıyorlar.

Şeriat böyle gelmez.

İnsanların inançlarını “özgürce” yaşaması değildir şeriat, “şeriat” dediğimiz herkesin “din kurallarına uygun” yaşamasını mecburi kılmaktır.

Özgürlük ve şeriat arasında çok büyük bir fark var.

Ben kimsenin bana “din kurallarına uygun yaşamam” için baskı yapmasını istemem ama insanların inançlarını özgürce yaşamasını isterim.

Ben “şeriat” istemediğim için başkalarının dinlerini yaşamasına engel olursam, insanları “din dışı” yaşamaya mecbur etmiş olurum.

Şeriat istememem “dini istememem” değildir, “mecburiyeti” istemememdir.

Ben bir “mecburiyete” karşı çıkarken niye diğer insanlara bir “mecburiyeti” dayatayım, bu, iki yüzlülük olmaz mı?

İnanç alanında, hiç kimsenin hiç kimseyi “bir şeye” mecbur etme hakkı yoktur.

Laik bir düzen, “mecburiyet dışı” bir düzendir.

Siz eğer insanların inançlarına uygun davranmasını böyle engellerseniz, “dinî bir şeriatı” engellemek adına, “laik bir şeriatı” zorlamış olursunuz.

Eğer insanlara iki “mecburiyetten” birini dayatırsanız, insanlar Allah adına getirilen “mecburiyeti”, “devlet” adına getirilen mecburiyete tercih ederler.

“Laiklik istiyorum” derken “şeriatın” yolunu kendiniz açarsınız.

Ben, bu ülkenin “diniyle” barışması gerektiğine inanıyorum, burası, halkının çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülke, bunu inkâr etmeye çalışmanın kimseye bir faydası olmaz.

Kürtlerin varlığını reddet, Müslümanların varlığını reddet, sonunda bu devlet “gerçeklerden” kopuk yaşayan bir şizofrene dönecek.

Kürtler de var, Müslümanlar da var, bu insanları “bir şeyler “olmaya “mecbur” etmeyin, şu “mecburiyetleri” çıkartın halkın hayatından.

Devlet, insanların “kim” olacağına, “nasıl yaşayacağına” karar veremez, devlet birilerinin başkalarına baskı yapmasına, “sen şu olacaksın” demesine ya da “sen böyle yaşayacaksın” demesine engel olur.

Devletin varlık nedeni budur.

Bizim devlet ise tam tersini yapıp kendi “varlık” nedenini ortadan kaldırıyor.

Bırakın insanlar istedikleri gibi yaşasınlar.

Bırakın bir öğretmen istiyorsa öğrencisinin namazını kıldırsın.

Bu, “dinî” olmaktan da öte “insani” bir davranış, insanca bir sıcaklık var bu davranışta.

Öğrencisini “yolcu” etmiş öğretmeni.

Etmesin mi?

Bu insanca davranıştan, bu sıcaklıktan neden korkuyorsunuz?

Ahmet  Altan

22/9/2009

CENNET BEDAVA


Muhterem Müslümanlar!

Kur`an-ı Kerim`deki 6666 ayetten 147 tanesinde Cennet kelimesi kullanılmıştır.

Cennet, kıyametin kopmasından sonra mü`minlerin sonsuz mutluluk içinde yaşayacakları yerdir. Yani mü`minlerin saadet durağıdır.

`Bugün ölsem nereye giderim` diye her mü`minin muhasebe yapması gerekir. Maalesef insanımız böyle bir hesabı dikkate almıyor.

İnanmış insan, cehenneme girmemek için nasıl yaşaması gerekiyorsa öyle bir çizgi takip etmesi gerekir. Canını ve malını cehenneme girmemek için kullanır. Maalesef günümüzün insanı bunun tam aksini yapıyor. İnsanlar cehenneme girmek için canını ve malını veriyor. Cehenneme girmek için, para veren insan ahmak değil de nedir?

Cennet bedava.

Cehennem parayla ve ücreti de çok pahalı. Ancak bazıları bunun pahasına falan bakmıyor; elinden gelen bütün gayreti cehenneme girmek için kullanıyor.

Cennete girmek için bir tek kuruş ödenmiyor. Nasıl mı?

Namaz kaç para?

Namaz kılmak için para ödemiyorsunuz.

 Abdest kaç para?

Abdest aldığınız için sizden para isteyen yok.

 Şehadet kaç para?

Sen şehadet getirdin ver şu kadar para` diyen oldu mu? Olur mu ya! Yok böyle bir ücret.

 Namuslu yaşamak kaç para?

 Kur`an okumak kaç para?

Terbiyeli olmak  kaç para?

Şerefli yaşamak kaç para?

Günahlardan korunmak kaç para?


Bu özelliklere sahip olmak için hiçbir ücret ödemiyorsunuz.Bunların ücreti yok; kazancı var. Bunlarla insan cenneti kazanıyor.


Lakin...

Namussuzluk para. Para ödeyerek namussuz olabilirsiniz.

Plaj para,

Kumar para,

İçki para,

Zina para,

Zamparalık para,

Şerefsizlik para,

Haramların hepsi para,

 Tesettürsüzlük para. Modacıların dediklerini alacaksın. Kucak dolusu kozmetikler kullanacaksın. Allık pulluk süreceksin. Şebekleşeceksin... Bunlar hep para. Haramların hepsi para. Cehenneme giden bütün yollar parayla.

Cennete-Cehenneme inanan kişi bu derece sorumsuz olabilir mi?

Muhterem Müslümanlar!

Kur`an-ı Kerim`de cennet ehlinin vasıfları şöyle sıralanmıştır:

Onlar (yani cennet ehli olanlar):

 Allah rızası için sabırlıdırlar.

Namazlarını dosdoğru kılarlar.

Ellerindeki imkanlardan Allah için harcarlar.

Kötülüğü iyilikle savarlar.

Bunlar cennete girecek olanlardır. Atalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi olanlarla beraber cennete girerler.` (Rad S. A.22-23)

Peygamberimizin de beyanlarından biri şöyledir:

Kim bana, iki çene ve apış arası mevzuunda söz verir kefil olursa, ben de ona cennet için kefil olurum.` (Buhari, Rikak, 23)

Mevlüt Özcan


27/8/2009

Kadir gecesine hazırlık

1- Allah için tatile çıkın
Hayatta çoğu şeyler için işlerimize ara veriyoruz Neden bu sefer ibadetlerimizde yoğunlaşıp, tefekkür ve Cenab-ı Hakkı hatırlamak için ara vermeyelim?

2- İtikafa girin!

Son on günü ve geceyi mescidde geçirmek Efendimiz Aleyhisselam'ın sünnetindendir

Ama hayat şartlarımızı buna imkan vermediğinden ,bir veya birkaç geceliğine itikafa girmek de tavsiye edilmiştir Mahallenizdeki camide bir geceliğine bunu deneyip nasıl bir şey olduğunu hissetmelisiniz!

3- Bu hususî duayı yapın!

Müminlerin annesi HzAişe (ra) şöyle diyor : "Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim?" Şöyle buyurdu: "Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle" (Ahmed, İbn-i Mace ve Tirmizî)

Duanın okunuşu: Allahümme inneke 'afüvvün kerîmün tuhibbül 'afve fa'fü annii

4 -Kur'an okuyun

5 -Kur'an'ın manası ve meâli üzerinde düşünün

6 -Günahlarınızı silip atın!

Sahabeden Ebu Hureyde hazretlerinin, Peygamber efendimiz (sav)'ın "Kim Kadir gecesinde kalkarsa, imanla, inanarak, sevabını hesab ederek, Allah bana sevap verecek, mükâfat verecek diye heveslenerek, aşk ile, şevk ile Kadir gecesine kalkarsa; o zamana, o vakte kadar ömründe işlemiş olduğu günahları afv ü mağfiret olunur" buyurmuştur

Sadece bildiğiniz kısa surelerle namazları kılmamaya çalışın Namazları daha uzun daha feyizli kılmaya çalşın Eğer ezberinizde olan uzun sureler varsa, önce bunların meallerini okuyup sonra namaz kılmayı deneyin!

Bu aslında normal zamanlarda da yapılabilecek namazda konsantreyi sağlayabilecek bir yöntemdir

7 -Şahsî dua listesi oluşturun

Cenab-ı Haktan tam olarak ne istediğinizi kendinize bir sorun Bu dünyayla alakalı olsun olmasın, büyük-küçük demeden bütün isteklerinizin bir listesini yapın Allah, kulunun duasını ve niyazını ister Bu listeyi hazırladıktan sonra, şu 3 şeyi yapabilirsiniz:

• Allah'a bu istekleriniz için dua edin
• Bu şeyleri elde etmek için ne gibi faaliyetlere geçtiğinizi düşünün
• İlerde bunların nasip olması için yapmanız gereken planı ortaya dökün

8- Kendinizi ölçün

Aslında kendinize sorulması gereken ama kimsenin sor(a)madığı soruları kendinize sorun. Nerede olduğunuzu ve nereye gittiğinizi ölçün .Bu ölçüm; yaptığınız iyilikler için mutluluk, kötülükler için pişmanlık hissettirsin. Bu ikincisi, bir önceki maddede bahsedilen duayı yaparken daha ihlaslı olmanızı sağlasın.

9 -Uzun, ihlaslı ve "derin" dualar yapın

Bu gecenin en güzel zamanlarından birisi gecenin son zamanlarıdır

Mesela, sahurdan bir saat önce kalkıp helal olan herhangi bir şey için dua edebilirsiniz. İhlas ve samimiyetle, sünnet olan duaları ve kendi dualarınızı beraber yapabilirsiniz .

10 -Her gün değişik bir dua ezberlemeye gayret edin

Uzun olmalarına gerek yok Bir satır olması bile yeterli Tam Türkçe anlamını bilmesenizde genel olarak duanın ne hakkında olduğunu öğrenmeye çalışın!

Bu duaları kartlara yazabilirsiniz (ve/veya gün boyu yanınızda taşıyıp iş yerinde, araba sürerken, sıra/otobüs beklerken arada göz atabilirsiniz!)
Sonra bunları Kadir gecesinde ezberinizden okuyun

11 -Ailenizle iftar yapın

Eğer iftarlarınızı ailenizden uzak, işyerinizde yalnız geçirdiyseniz bu gece ailenizle geçirebileceğiniz son günler İsraf etmeyin!

12 -Ailenizi Teravihe götürün

Cami çok uzak olduğu için ve siz de evde bulunamadığınız için aileniz teravihe gitmeyi özlemiş olabilir mi? Öyleyse, hekese bi iyilik yapın ve son on gecede mümkün olduğu kadar teravihe ailecek gidin!

13 -Hatim dualarına katılmaya çalışın

Çoğu camide Ramazan boyunca hatim yapılır ve bu hatimlerin duası bu son on gün içinde edilir Duayı ekseriyetle tek günlere tevafuk ettirmeye çalışırlar (21, 23, 25, 27, 29) Duanın yapılacağı geceyi öğrenin ve o gece ailenizi de teravihe götürüp duaya iştirak edin Farklı gecelerde dualar yapılıyorsa onlara da katılmaya çalışın

14 -Peygamber Efendimiz (sav) ile alakalı bir kitap bitirmeye çalışın

Efendimiz (sav)'ın hayatını anlatan bir kitap, Risâle-i Nur'dan bir parça okuyun ve O'na karşı muhabbetinizi arttırın .Efendimiz (sav)'in Allah rızası ve ümmeti için ne kadar çok uğraştığını öğrenmeye çalışın İslamiyet fedakârlık üzerine kurulmuştur

15- Gelecek yıl için planlarınızı yapın

Şahsi durumunuzu ölçtükten sonra (madde 8  önümüzdeki 12 ay boyunca nereye gitmek istediğinizi düşünüp ona göre planınızı yapın Kadir gecesi bunu düşünmek için makul bir gecedir (tabii ibadetleri aksatmadan!), zira bu geceden sonra daha çeki-düzen verilmiş bir hayatımız olmaya başlayacaktır, inşaallah Ayrıca, Kadir gecesini kendinizi ölçmeye vermişken sonraki geceyi de gelecek yıl için plan yapmaya ayırabilirsiniz!

16 -Kadir gecesinde yapılacaklar listesi oluşturun

Kadir gecesinde yapılması gerekenler için bir liste oluşturun! Bu liste, bin aydan daha hayırlı olan bir geceyi en güzel şekilde nasıl geçirilir, bunu içermeli! Bu listedeki maddelerden seçebilirsiniz Ayrıca yapmak istediklerinizi sıraya koyun ve Kadir gecesinde işaretleye işaretleye onları yerine getirin Bu listeyi hazırlamak, camilerde ve sohbet meclislerinde genel olarak karşılaşılan gereksiz zaman kayıplarını önleyecektir


 

19/8/2009

şevval ayında altı gün oruç tutmak

Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak sünnet olan bir oruçtur. Peygamber Efendimiz (sav), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, Sıyam:204; Tirmizî, Savm:53; Ebû Davud, Savm: 58) buyurarak, bizleri Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmişlerdir. Bu oruç peşi peşine tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.

“Şevval ayında tutulacak 6 gün orucun ayrı ayrı günlerde haftada iki gün tutulması müstehabtır”(Büyük İslam ilmihali)

Ramazandan sonra Şevval ayında tutulan altı günlük orucun, bir yılı oruçlu geçirmiş gibi olmasını, Âlimler; Hz. Ebu Hureyreden rivayet edilen "Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenabı Hakk’ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teala Hazretleri (bir hadis-i kutside) söyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti."(kütübi-sitte/3082) hadisine dayandırarak; Ramazanda tutulan 30 gün orucu 10 la çarpınca 300 eder. 6 gün de şevval orucunu 10 la çarpınca 60 eder. Toplayınca 360 gün eder.(kameri ay hesabına göre yıl 360 gündür) şeklinde değerlendirmişlerdir.

. Resulullah (sav)  “Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır” (Buhari)  buyurmuştur.

 Bu kalkana hayat boyu muhtaç olduğumuza göre, mutlaka oruçtan nasiptar olmanın yoluna bakmalıyız. Şevval ayında tutulan nafile veya kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

“Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim” (Tirmizi)

“Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.” (Müslim)

“Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.” (Müslim)

           
Allah (cc) cümlemizin tuttuğu ve tutacağı oruçları kabul eylesin.

UĞUR KEPEKÇİ